Yüce kitabımızın içerisinde bulunan bilimsel emirlerin hikmetleri Önümüzdeki yıllarda, çağlarda daha iyi anlaşılacaktır. Ancak bugünkü dozuyla, bugünkü varlığıyla yüce kitabımız bilim dünyasında elini kaldırmış benden başka bilemeyeceksiniz demiştir. Bu çok önemli bir şeydir.
Yüce Kitabımız, "Benim bir tek sûremi yazın, yazamazsınız; bir tek âyetimi yazı, yazamazsınız; bir tek satırımı yazın, yazamazsınız; bir tek harfimi yazın, yazamazsınız" diyor.
Bu emri aldıktan sonra bunu nasıl yorumlayacaksınız? Evet elbette ki bir suretini meydana getirmek mümkün değil, bir âyetini ne kadar benzetirim derseniz benzetemezsiniz, harfini benzetemezsiniz. Çünkü Yüce Kitabımız çok ciddi bir matematik şifre halindedir. Bir harfinin yerini değiştirdiğiniz takdirde yüce kitabımızın İçerisindeki tüm sistemlerle bize takdim ettiği kainatın mâna âlemim anlamanız mümkün olamaz. Onun içindir ki Kur’an'ın değişmezliğini çok basit bir cümle içerisinde ifade etmek de mümkün değildir. Onun değişmezliği çok önemli bir hadisedir.
Çünkü yüce kitabımız, Fâtiha'nın başından Sûre-i Nas'ın sonuna kadar bütün harfleri daha önceden Levh-i Mahfuzca tesbit edilmiş,. fevkalade müthiş bir kompüter sistemidir. Bu kompüter sistem içerisinde harflerin, kelimelerin her birisinin mutlaka çok önemli bir yeri vardır. Bu bakımdan aslında Kur'an bir şifre kitabıdır. Çünkü Sûre-i Yusuf'ta, Kur'an'ın Levh-i Mahfuzda bir tertip haline getirildiği belirtilmektedir. Levh-i Mahfuz, bütün bilgilerin depo olduğu ve bütün hadisatın bir anlamda formüllerinin, kaderlerinin tanzim olduğu bir merkezdir. Bu merkezde bütün bilgi sistemleri lisan haline getirilmiş ve Kur'an Arapça olarak gönderilmiştir. Kur'an'ın bütün evrenin şifrelerini, sırlarını taşıdığı aşikardır.
Şimdi Kur'an'ın, böyle bir şifre kitabı olması karşısında paniğe düşüp de bu şifreler, bu ölçüler içerisinde çözülebilir diye düşünmek de yanlıştır. Çünkü Kur'an'ı birçok yanlarından seyretmek lazımdır.
Ama unutmamak lazım ki, bu Allah'ın bir ilim merkezinin lisana çevrilmiş hikmeti olduğuna göre elbette ki, Kur'an'ın sırf bu yüzden manasım okuyarak ona bağımlı kalmaya insanları zorlamak çok büyük hata olur. Ama bunun yanında o şifreleri aşmaya kalktığını iddia edebilecek zihinlere de bir dür demek lazım. Bu kolay bir hadise değildir. Bundan dolayı da Kur'an'da bazı rakamların şifre sırrı taşıdığı bildirilmiştir ki, bunlardan bir tanesi 19, bir tanesi 7 rakamıdır. Bunlarla birlikte birtakım âyetlerde şifre hikmetleri vardır. •
Son çağlarda, hem Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, hem de Elmalılı Hamdi Yazır, bu hikmetlerin varlığını kabul etmiştir. Kur'an'ın 19 şifresinde birtakım hikmetler taşıdığı bir zamanlar çok şiddetli bir şekilde ortaya atıldı. Bütün ilim merkezleri, özellikle Mısır'da Ezher Üniversitesinde olsun, hatta Medine'de olsun, büyük rağbet gördüğünü fakat sonradan bu 19 şifresini ortaya atan Reşad Efendinin birtakım dini sapmalar gösterdiği, mürted olduğu, dolayısıyla bu 19 hadisesinin üzerinde tuhaf bir görüntü bozukluğu olduğu gündeme geldi. Yüce kitabımızda 19 sayısı ile ilgili elbette ki birtakım mucizeler vardır. Reşad Efendi bunun yanlışlarını kendisi zihninden fazla şişirerek ortaya koyup da bir hata işlemişse, Kur'an'ın 19 sayısı ile ilgili hikmetleri yok demek değildir. Çünkü bunun çok net olanlarını, gözle görülenlerini biliyoruz. Mesela, Sure-i Kâfda, Kâf sayısı 19'un katları nisbetinde geçer. Geçerse ne olur diye düşünmek yanlış olur. Çünkü Süre-i Kâf’da bir tanım vardır. Bütün Kur'an'da Lût kavminden bahsederken kavm-i Lût diye bahsedilir.
Çünkü, kavm-i Lût demek, Lüt'un kavmi demek, ama Sure-i Kâfda ihvan-ı Lût diye geçer. Şimdi ihvan bir nevî arkadaşlar, dostlar grubu demektir. Halbuki Lût kavmi biliyorsunuz isyankar bir kavimdir, isyankar bir kavim olduğu için hiçbir zaman ihvan-ı Lût geçmemiştir. Ama ihvan-ı Lût, Lût'un adamları gibi kabul edilerek kavimlik yerine alışkanlık şeklinde yorumlanmış geçilmiştir. Buradaki hikmet, eğer âyet-i kerimede kavm-i Lût diye geçseydi, bu 19 şifresi bozulacaktı, ama 19 şifresi bozulmasın diye Cenab-ı Hak ihvan-ı Lût geçirmiştir.
Bu kadar ince hesaplarla tanzim olmuş bir kompüter sistem vardır. 7'ler sistemi de aynı şekildedir. Mesela, Fâtiha'nın 7 ayet olması, "Ha-mim" erin 7 tane olması. Efendimizin bir hadis-i şerifleriyle müsecceldir ki "Ha-mim" ler evrenin bütün sırlarını ayrı ayrı ve birlikte açıklayan sûreler manzumesidir. Ve Efendimiz “Ha-mim" lerdeki hikmetleri, Cenab-ı Hak yalnız bana verdi, yani İslam ümmetine verdi, çünkü, bütün evrenin sırları bunların içerisindedir" demektedir.
Şimdi, Fâtiha'nın her bir ayeti “Ha-mim" lerden bir tanesi ile açıklanabilir. Bu, dış kelimeler açısından değil, içindeki ince hikmetler açısındandır. Birinci âyet, birinci "Ha-mim" le, ikinci âyet, ikinci "Ha-mim" le açıklanabilir demektir. Bunun dışında "Ha-mim" ler kendi içinde kendi yorumlarını yaparlar. Mesela, birinci "Ha-mim" sûresindeki ilk âyette bir defa Ha geçer, ikinci "Ha-mim" sûresinde iki defa Ha geçer, ilk âyetler yan yana getirildiği takdirde başka bir esrar ortaya çıkar, başka bir evren sırrı ortaya çıkar. Mim olarak mesela, birinci "Ha-mim" de bir defa geçen Mim’le ikinci "Ha-rnim" de iki defa geçen ilk âyeti alt alta yazarsanız değişik bir mâna ve bir evren sırrı daha verir. Yani mutlaka Kur'an'ın bir şifre sırrı vardır. Çözülmesi çok zordur, ehlince çözülür, o ayrı bir konu ama vardır. Şimdi bilimde, bir şeyin varlığını sezmek başkadır, onu anlayıp, onu detaylarıyla anlatmak başkadır. Kur'an'ın da kesinlikle bir şifre sırrı vardır, bir kompüterize sırrı vardır. Yani baştan sona kadar bir matematik hesaptan geçerek dizilmiş sırrı vardır, bu sır tamamen Levh-i Mahfuza özgü, inkarı mümkün olmayan bir hikmettir.
Şimdi, Kur'an'ın içerisindeki bu şifre sırrının yanında bazı mânaları da net mesajlar halinde vermesi, mesela kara deliği anlatması çok ilginç bir zarflaşma usulü ortaya getirir. Mesela şimdi size çok önemli bir âyetten bahsetmek istiyorum. O da Efendimize ilk gelen âyet: "İkra', bismi rabbike'l-lezi halak, ha-laka'l-insane min alak." Bu Efendimize gelen ilk âyet-i kerime olduğu için fevkalade önemlidir. Cenab-ı Hak Kur'an'ın içerisinden bir cümleyi almış, Hz. Cebrail vasıtasıyla Efendimize sunmuştur. Bu âyet, mutlaka ve mutlaka çok önemli hikmetler zinciriyle yoğrulmuştur. Ama bu hikmetler zincirini zahirî mânalarına bakarak çözebilmeniz çok zordur. Çünkü zaten âyet-i kerimenin inzal oluşunda, inzal tarzında büyük bir hikmet vardır.
Hz. Cebrail, Efendimize, "Oku! Allah'ın adıyla oku!" dediği zaman bir kağıt filan göstermiş değildir. Efendimizin okuyacağı şey dahi, mânadan bir okuyuştur. "Biz insanı alâk'tan yarattık" dendiği zaman bütün tefsirler bunun kan pıhtısı olduğunu yazarlar. Alâk kelimesinin bir anlamda manası pıhtıdır. Ama alak kelimesinin ikinci inanası, yani tali manası pıhtıdır. Asıl mânâsı ilgi demektir. Şimdi direkt olarak, biz insanı ilgiden yarattık derse anlamamız mümkün değildir. Niçin? O çağın ilmî bunu anlayamaz, ama pıhtıyı anlayabilir.
O çağın ilmi içerisindeki insanlar, insanın bir pıhtıdan yaratıldığını anlar, ama insan hakikaten nasıl yaratılmıştır? Bir meni hücresinin bir yumurta hücresiyle birleşme olayındaki en esrarengiz hikmet alâk sırrıdır. Çünkü, yumurta hücresinin içerisinde taşıdığı şifrelerin eksiklerini meni hücresinden alma zorunluluğu vardır. Hangi meni hücresinde hangi şifre vardır, bunu çözmek ise; (İnsan bedeninde 60 bine yakın şifre vardır) bir yumurta hücresinin içerisine milyonlarca âlim oturtsanız o meni hücresini bulup çıkartamaz, bu mümkün değildir.
Bu şifreler, santimin milyonda biri kadar küçüklüktedir. Bu şifreler hem meni hücresinde, hem yumurta hücresinde vardır. Peki bunların eksikleri birbiri karşısına nasıl gelecek, bu anahtar nasıl açılacaktır? Meni hücresindeki şifrelerle yumurta hücresindeki şifreler birbirlerinin eksik kısımlarını tamamlayıp tıpkı müsbet ve menfi elektriğin birbirini çekmesi gibi bir kimyasal afinite yaparlar. Yani bir şifre yumurta hücresindeki, bir şifre meni hücresindeki eksik şifreyi alabilmek için bir afinite, özel bir cazibe taşımaktadır ki bu cazibe ancak alak kelimesiyle ifade edilebilir.
Peki buradaki asıl hikmet nedir? İlk hikmeti, insanın yaratılışına ait en büyük sırdır. Bunu Cenab-ı Hak Kur'an'ın ilk âyeti olarak veriyor, onun üzerinde bunun Kur'an'ın en ince hikmeti olduğunu beyan eden hikmeti içerisinde de "Biz insanı ataktan, yani meni hücrelerinin, yumurta hücrelerinin şifresinin afinitesinden yarattık ama, ondan sonra da ilimle her şeyi öğrettik. Siz, bunu ancak ilimle öğrenirsiniz" diyor. Kalemle yazacaksınız, çizeceksiniz. Onun ilmiyle verdiğim, ilimle öğreneceksiniz.
Bu kadar net, akılların hayran kaldığı bir mucize sistemi içerisinde donatılmış olan yüce kitabımıza iman etmemeye imkan yoktur. İman etmeyen nasipsizliğinden iman etmiyor.
Çünkü, Fâtiha'da iman etmemelerinin sebeplerini iki maddeye bağlamıştır. Bunlardan bir tanesi dalalettir (yanılgıda kalmaktır), birisi de mağdubin (nasipsizler) sınıfıdır. Cenab-ı Hak nasip etmemiş. Biz yaratılıştan insanların gerek nefis kompleksleri bakımından, gerek ruh kompleksleri bakımından ne halde olabileceği ve kimin, niçin yaratılıştan böyle bir nasipsizliğe uğradığını bilecek bilgiye sahip değiliz. Bu elest meclisinin, daha doğrusu yaratılışın ilk anının ilâhi bir sırrıdır.